Mükemmel Dönüşüm Yeşim Ceren Bozoğlu

0
518

Başlığı okuyunca herkesin aklına Yeşim Ceren Bozoğlu’nun verdiği kilolar gelecek belki. Ancak başarılı oyuncunun hayat felsefesi haline getirdiği çok daha derin bir dönüşüm. Kilo vermek de var içinde ama kendini sevmek asıl olan. 29 yıllık kariyerine birçok sıfat sığdıran Bozoğlu ile hayata, kendimize, aşka dair çok özel bir röportaj gerçekleştirdik. Bu sayfaların sizi de dönüştürmesi dileğiyle, keyifli okumalar.

Oyunculuk, yönetmenlik, eğitmenlik… Yeşim Ceren Bozoğlu’nu hangisinde daha iyi ifade edebiliyorsunuz?

Benim asıl işim hikaye anlatıcılığı, hayat amacımın dönüştürücülük olduğuna inanıyorum. Oyunculuk da, eğitmenlik de, yönetmenlik de bu minvalde nefis araçlar. Bu araçları öğrenme ve kullanma fırsatım olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum… Oyun, hayatı anlamak ve seçimlerimizi, yolculuğumuzu, yeniyi deneyimlemek için en güzel yollardan biri. O yüzden bu saydığımız üç hal ile de aşk ilişkisi içerisindeyim.

Oyunculuğa 17 yaşında başlamışsınız. Nasıl geçti bu 29 yıl?

Macera dolu, heyecanlı ve atraksiyonlu. Benim macerama başladığım zamanki iletişim modelinin üzerinden internet ve teknoloji ile birlikte dünyada bir devrim oldu resmen. Dünyadaki sanat, oyunculuk ve hikaye algısı da inanılmaz bir değişim geçirdi doğal olarak. O yüzden her yeni yıl ve yeni dönemle birlikte, kendimi ve ruhsal dili yeniden keşfetmek gibi bir şansım oldu. Bunu çok eğlenceli ve zevkli buluyorum. Sonsuz bir öğrencilik hali…

Kariyerinin başındaki Yeşim Ceren Bozoğlu’nu görseydiniz, ne derdiniz?

“Asla vazgeçme” benim hayat mottom! 7 yaşımdan beri kalbime yazdığım bir cümle… Ama yeni öğrendiğim hayat bilgisine göre şöyle derdim sanırım: “Acı dışında da motivasyon kaynakları var, kendini bu kadar dövmene ve korkmana gerek yok. Hayata ve sisteme güven ve tadını çıkar.”

Yeni nesil oyuncuları nasıl buluyorsunuz? Daha mı şanslılar sanki…

Hem evet, hem hayır. Şanslılar çünkü içinde bulunabilecekleri mecra sayısı çok fazla. Sosyal mecralar, video art’tan kısa metraja, diziye varıncaya kadar pek çok alternatif sunuyor. Şanssızlar çünkü alternatifleri çok fazla ve hikayeleri birbirine çok benziyor. Orijinal, dikkat çekici ve cezbedici olmak için farklı olmak, fark yaratmak ve bunu işine yansıtabilmek gerekiyor. Tutkularını eksik buluyorum. Hayata ve oyunculuğa dair bir aşk yoksa gözlerinizde, işinizde ve ürettiklerinizde sıkıcı oluyorsunuz. Kamera önü derslerinde öğrencilerime sorduğum soru ve cevabı çok net… “Sıkıcıysan?” diye soruyorum. Onlar da “Öl!” diye bağırıyorlar. Şaka bir yana; hikayenizin ve oynadığımız şeyin heyecan, merak ve ilgi uyandırması şart. Aşk ilişkisi gibi… Ve her aşk gibi oyunculuk da sizden hayatınızı, zamanınızı, düşüncelerinizi ve duygularınızı alıp, sizi dönüştürüyor. Buna cesaret eden herhangi bir oyuncuyu -ister genç ister bin yaşında olsun-, izlemek muazzam bir zevk.

Üç yıl önce mide küçültme ameliyatı oldunuz. Kilo verdikten sonra hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?

Gastrik mide Bypass oldum. Sağlık, güzellik ve ‘Benjamin Button’ durumu oldu biraz… Yirmi beş yaşıma dönmüşüm, öyle diyorlar Instagram’da (gülüyor). Sağlığım ve keyfim çok yerinde maşallah ve her gün şükür ederek uyanıyorum gerçekten. Fiziksel olarak hareket kabiliyetini, hayat kalitesini çok değiştiren bir şey. Hareket, canlılık katıyor hayatınıza. Bisiklete binmek, çocukluk aşkım tenise geri dönmek, modern dansla ilgilenebilmek gibi yan etkileri oldu zayıflamamın. Hareket ve aktivite, neşe halini, dış dünyadan bağımsız tek başımıza deneyimlememize olanak veriyor. O yüzden çok mutluyum.

Güzellik ve bakım rutinleriniz nasıl? Bunlar için çok fazla zaman harcar mısınız?

Uzun yıllar bu konularda cepten yedim işin açığı… Geçirdiğim dönüşüm sonrasında ise meseleye sadece güzellik rutini olarak değil, kendini sevme ve kendine değer verme olarak bakıyorum… Doğal olanları ve gerçekten efektif olanları tercih etmeye çalışıyorum. Dünyanın en pahalı kreminin, bir bardak su içmekten önemli olmadığını biliyorum mesela. Veya derinin en alt tabakasına etki eden PRP gibi uygulamaların etkisini bilfiil gördüm. Bu bakımları aksatmıyorum. Ama asıl meselenin, güzelliği ve gençliği sağlayan iki mucizevi iksirin mutluluk ve neşe olduğunu hissediyorum. Sahici bir yaşama sevincinden daha iyi bir yüz kremi icat edilmedi henüz…

Aşk hayatınızın neresinde?

Tam ortasında… Uzun zaman süren bir yalnızlık dönemi geçirdim. Kırılmış parçalarımı toparlamam ve kendimden yeni bir ben yaratmam lazımdı. Hayatla, insanlarla ilişkilerimi, yaşam stilimi, beklentilerimi ve hayattaki gerçek amacımla ilgili nerede durduğumu, nereye gittiğimi sorguladığım uzun bir yolculuk oldu. O süreçte tutku, aşk ve neşe yok gibiydi… Sonrasında zaman içinde aşk dediğimiz duygunun, onun getirdiği neşe ve mutluluğun dış kaynaklı olduğu müddetçe hep hayal kırıklığına götüreceğini keşfettim. Aşk dışarının onayına, sevgisine, ilgisine ve bize verdiği değere bağlı ise eğer, kesintisiz bir mutsuzluk kaynağına dönüşüyor. Kesintisiz bir mutluluk bu seçimle mümkün değil yani. O yüzden kendini bir yarım olarak görüp, diğer yarımı aramak yerine, kendi ihtiyaçlarını kendin gidermek ve içinde, kalbinde bir tamlık duygusu ile hayatın içinde akmak hakiki aşk bence. O zaman kendi değeriniz ve neşeniz acayip bir çekim yaratıyor zaten.

“Bir kurbağayı öptüyseniz, bir kurbağayı öpmüşsünüzdür. Prense dönüşmeyecek” diyorsunuz… Bu fikre nasıl ulaştınız? Masal dünyasından, gerçek hayata geçmek üzüyor mu sizi?

Tecrübe ile sabit (gülüyor). Biz kadınlar özellikle romantik ilişkilerde illüzyon yaratmaya, kendi kurduğumuz oyuna inanmaya çok meyilliyiz. Figürasyon rolünü oynayamayacak adama başrol sorumluluğu verip, sonra “Neden olmadı?” diye ağlayan yönetmen gibiyiz. Doğru, hakiki ve tatminkar ilişkiler için doğru cast gerekiyor. Kimse kimseyi değiştiremiyor, kervan da yolda düzülmüyor. Önce bunu kabul etmemiz gerek… Bir insanı -ister arkadaş ister eş olarak- hayatımıza sokmadan önce, onun hayatını ve hayatla kurduğu ilişkiyi, objektif olarak değerlendirmeliyiz. Gerçek hayat dediğimiz senaryo da bir kurgu aslında, hayatımıza kimi aldığımızı, kontrol edemediğimiz olaylarda da ne tepki vereceğimizi seçen biziz. Bu sorumluluğu kabul edince insan karşı tarafı suçlamayı bırakıyor zaten. “Hırsız hırsızlığını yapacak elbet de, sen kapıyı niye açık bıraktın?” derler yani… O yüzden kurban bilincinden çıkıp, kurtarıcı beklemekten vazgeçip kendi mutluluğunun sorumluluğunu almak, kendini ve zaaflarını iyi tanımak, irade geliştirmek, sınırlarında net olmak, beklentilerini doğru ve hakkaniyetli saptamak ve seçimlerini ona göre yapmak gerek. Bunları yapınca kurbağa gördüğünüzde beş yüz metre öteden tanıyıp, yanınıza bile yaklaşamadan “Sıradaki…” diyorsunuz.

Bir başka gerçek olmayan dünya: Sosyal medya… Nasıl aranız?

Instagram’ın sıkı takipçisiyim. İletişimin ve haber ağının bu kadar hızlı ve geniş olmasını büyüleyici buluyorum. İnsanlarla birebir iletişim kurmak, paylaştığınız konu ile ilgili anında geri bildirim alabilmek müthiş… Bir de benim gibi sonsuz öğrenci ruhlular ve bilgi aşıkları için sosyal medyanın ve internetin bağımlılık potansiyeli yüksek. Burada gerçek hayat dengesini ve zamanı doğru kullanmak konusunda dikkat gerekiyor ama. Yoksa Tate Modern’in Instagram sayfasında dört saat kaybolmak gayet mümkün…

Fotoğraf: Tunca Sarışen
Styling: Irmak Özdener
Makyaj & Saç: Mesut Özuzun
Video: Dicle Naz Tohumcu
Fotoğraf Asist: Dilara Özeren
Makyaj & Saç Asist: Burak Mert Aydın
Röportaj : Fatma Kılıç