MasterChef Arem: “Yaratılış Sebebim Gastronomi”

0
285

Güler yüzlü, samimi, yetenekli, efendi… Lisede ve üniversitede gastronomi okumuş. Aynı zamanda yıllarca, usta bir aşçı olan babasının yanında çalışmış… Yani hem alaylı, hem okullu. MasterChef programı ile kendi adını ve sahibi olduğu Vahap Usta Et Restaurant’ını geniş kitlelere duyuran Arem Yüce’yi biz çok sevdik. Röportajımızı okuyunca siz de bize hak vereceksiniz.

Arem kimdir? Bize biraz kendinden bahseder misin?

1998 Antalya doğumluyum. Bu şehirde doğdum ve büyüdüm, aslen Diyarbakırlıyım. Lisede gastronomi okudum. Son sınıftayken, ‘Genç Şefler’ yarışmasına katıldım. Birinci oldum ve 3 ay Almanya’da staj yapma şansı elde ettim. Üniversitede de gastronomi okudum. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden mezunum. Aynı zamanda elden gelmeyim. Babam Anadolu Park Restaurant’ın hem işletmecisi, hem de baş aşçısıydı. Babamın elinin altında çalıştım, ondan çok şey öğrendim. Arem, yaratılış sebebi demek. Ben de bu meslek için yaratıldığıma inanıyorum. Doğduğumdan beri bu mesleğin içindeyim.

Peki MasterChef macerası nasıl başladı?

Önceki sezonları çok izleyen biri değildim. Çok sevdiğim bir abim vardı, benim kendimi bu yarışmada ispatlayabileceğimi söyledi. Bir sürü başvuru şartları vardı tabii. Meslekte başarı göstermek gerekiyor. Diploman olması lazım… 100 bin kişinin içinden, 160 kişi kalana kadar en az 5 defa mülakata gittim. Teknik, sözlü, yazılı mülakatlar oldu. Bir baktım MasterChef’teyim. Bu yarışmanın insanın kariyerine gerçekten büyük katkısı oluyor. Çünkü program, reyting rekorları kırıyor şu an. Orada bir hafta kalman bile, on kişiden altısının seni tanıyor olmasına sebep oluyor.

Hangi yemekle seçilmiştin?

Kendi ‘yıldız tabağım’ vardı. Türkiye Aşçılar Federasyonu’nda birinci olmuştum. ‘Kuzuların Sessizliği’ adını verdim tabağıma. Yorum yemeğiydi yani.

“Somer Şef, çok babacan bir adam. Ona ayrı bir sempati duyuyorum.”

En sevdiğin şefi sorsak…

Somer Şef. Gerçekten çok babacan bir adam. Mesleğinde zaten zirvede. Tecrübesi çok üst seviyede. Ona ayrı bir sempati duyuyorum.

Bu yıl ilk kez MasterChef evi var. Yarışmacılar birlikte yaşıyor, nasıl bir ortam?

Kızlar evi ve erkekler evi olarak karşılıklı villalarda kalıyoruz. 12 tane bekar erkek… Ne kadar temiz olabilirse bir ev, o kadar temiz (gülüyor).

Çok eğlenceli oluyordur ama…

Aslında değil. Herkes kendi odasında takılıyor. Hafta sonları herkes şeker gibi oluyor. ama hafta içi, ilk konsey oyunundan sonra bir hafta kimse kimseyle görüşmüyor (gülüyor).

“Ben MasterChef’e marka olmaya gittim.”

Sen kiminle daha iyi anlaşıyordun?

Ben herkesle iyi anlaşıyordum. Hepsinin restoran açmak gibi bir hayali var. O yüzden de rekabet ortamı oluyor. Bense oraya bir marka olmaya gittim. Zaten bir restoranım vardı. Vahap Usta Et Restaurant’ın ismini duyurmak istiyordum. Babamdan aldığım bayrağı ileriye taşımak istiyordum.

“Karakterimden ödün vermemeye çalıştım.”

Yarışmaya girdikten bir hafta sonra elendin ama şefler seni uğurlarken çok güzel yorumlar yaptı. Babana bu kadar güzel bir evlat yetiştirdiği için teşekkür ettiler…

Beni en onurlandıran şey oydu zaten. Yarışmada birinci olsaydım da, ilk elemelerde elenseydim de geleceğim yer burasıydı. Babamı onurlandırmak bana yetti. Benim için en büyük ödül oydu. Karakterimden ödün vermemeye çalıştım. Öyle bir yarışmada ortaya kimlik koymak çok zordur. Ben bunu başardığımı düşünüyorum. Mesela bazen size biri konseyde ters bir şey söylüyor ve gerçekten yutkunamıyorsunuz bile. Ama ben mütevazılıktan ödün vermedim.

“Bıçağı elime aldığım zaman çok farklı bir karaktere bürünüyorum.”

Günlük hayattaki Arem’le, mutfaktaki Arem arasında bir fark var mı? Yani mutfakta başka bir kimliğe bürünüyor musun?

Kesinlikle. İki tane karakterim olduğunu düşünüyorum. Bıçağı elime aldığım zaman çok farklı bir karaktere bürünüyorum. Başka hiçbir şey düşünemiyorum, sadece işime odaklanıyorum. Konuşmayı bile unutuyorum bazen.

Bir şey merak ediyoruz. Program bir kurgudan mı ibaret? Mesela MasterChef seçilecek ya da elenecek kişiler önceden belli mi?

Yok, değil tabii. Şöyle, herkesin bir profesyonellik alanı var. Diyelim ki siz tatlıda çok iyisiniz, ben de et yemeklerinde… Eleme oyununda tatlı çıkarsa siz kazanırsınız, et çıkarsa ben.

O zaman beni kazandırmak isterlerse, tatlı verirler…

Ama bu menüler, bir gün önceden ayarlanmıyor. Programda çıkacak ürünler, biz potaya girmeden çok önce belli. Bu nedenle herhangi bir haksızlık olmuyor.

Bir de o kadar kısa sürede, o yemekleri yapmak imkansız gibi geliyor. Aslında size verilen süre daha mı uzun?

Hayır, değil. Bize bu kadar az süre vermelerinin sebebi, en kötü şartlarda en iyi tabağı çıkarmamızı istemeleri. Bazen malzeme vermiyorlar mesela. 16’lı elemelerde yağ vermediler… Yağ olmadan ne yapabileceksin görmek istiyorlar. Yarışmacıları asıl zorlayan şey bunlar… Herkes arka tarafta en az on tane tabak düşünüyor. Yeri geliyor dün ne yediğimizi unutuyoruz. Ama bizim milyonlarca reçeteyi aklımızda tutmamız gerekiyor.

Şefler bilerek mi bu kadar yükleniyor size? O bağırmalar reyting için mi?

Hayır, kesinlikle değil. Aslında daha çok bağırıyorlar (gülüyor). Programda bir kısmını kesiyorlar.

Hala seyrediyor musun programı?

Restoranda en yoğun olduğumuz saatler 20.00 ile 23.00 arası. Programın yayınlandığı saatlerde restoranda olduğum için daha sonra internetten izliyorum.

Sence kim MasterChef olacak?

Serhat ya da Tanya.

Arkadaşlarınla iletişiminiz devam ediyor mu?

Evet, hepsiyle… Ama ben Kaybedenler Kulübü kurdum (gülüyor). Elenen Antalya’ya benimle video çekmeye geliyor. Berk ve Gülşah geldi mesela, onları ağırladım. Kaybeden beni arıyor. “Arem elendim, hemen geliyorum” diye (gülüyor).

“Walison’u potaya göndermekten korkuyorlar.”

Yarışmaya yedeklerden katılan bir isim de Walison. Ama o, potaya girmedi hiç. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Biscolata erkeği (gülüyor). Genç kızlar ona bayılıyor. Onu yazarsan Instagram’da en az 15 bin takipçi kaybedersin. Arkadaşlar ondan çekiniyor olabilir. Mesela Barbaros beni potaya gönderdi. 7 bin takipçi kaybetti. Kendi sevenleriydi hem de… İnsanlar artık bu nedenle korkuyor.

Senin kaç takipçin var?

83 bin civarı. YouTube’da videolarım 190 bin izleniyor. Bunlar bizim için hayaldi.

Yolda durdurup fotoğraf çektirmek isteyenler de oluyordur…

Aynen öyle. Hatta komik bir anım var, onu da anlatayım…Konyaaltı Sahili’nde yürüyordum. Tam karşıdan karşıya geçeceğim, gayet uzakta olan araçtaki şoför beni görünce birden hızlandı. Ama nasıl hızlı geliyor, resmen araçla üstüme çıkacak. Hemen kendimi kaldırıma geri attım. Arabadan bana, benim ‘sevgimi kattım’ hareketimi yapıyor (gülüyor).

Sosyal medyadan evlilik teklifi aldın mı hiç?

Evet, öyle çok mesaj geliyor (gülüyor). Düğün videoları yapan bile var…

“Şu an bir kadına zaman ayırmam imkansız. Kariyerime odaklanmış durumdayım.”

Kız arkadaşın var mı peki?

Hayır, yok. Bir kadın ilgiyi hak ediyor ama benim şu an ona zaman ayırmam imkansız. Kariyerime odaklanmış durumdayım. Tüm günüm burada geçiyor. Her gelen misafirle muhabbet ediyorum.

Yarışmadan sonra restorana gelen misafir sayısı arttı mı?

Tabii, artmaz mı, çok etkisi oldu. Antalya’da bizi yüzde 60 gibi bir kitle biliyorsa, şu an yüzde 80’lere dayandık diyebilirim.

Restoranda mutfağa giriyor musun?

MasterChef’e katılmadan önce mutfağa giriyordum. Şimdi artık işin şov kısmındayım (gülüyor). Gelen özel etler var, masalar bunların sunumunu yapıyorum.

Evde yemekleri kim yapıyor?

Annem yapıyor. Onun da eli çok lezzetlidir. Ben hayatta evde yemek yapmam. Çok değerli bir misafir geldiğinde ise, genelde babamla ben giriyoruz mutfağa. O söyler, ben yaparım.

“Benim idolüm babam. Onun el lezzeti de, deneyimi de çok başka.”

Üçünüz arasında en iyi yemek yapan kim?

Oooo babam tabii. Onun deneyimi de, el lezzeti de çok başka. Favori şefim babam. Benim idolüm babam.

Babadan oğula bir başarı hikayesi gerçekten… Senin oğlunun da bu işi yapmasını ister misin?

Çok isterim. Mesela bir küçük kardeşim var. Kendim alamadığım eğitimleri onun almasını istiyorum. Şu an çok şükür durumumuz çok iyi, dört buçuk yıldır kendi yerimizi işletiyoruz.  Ama bundan önce böyle değildi. Ben lisede ve üniversitede çalışarak; hem harçlığımı çıkarmaya çalıştım hem de bir şeyler öğrenmek istedim. Kardeşim bana göre daha iyi koşullarda büyüyor. Onun en iyisi olmasını istiyorum. İnsan kendini tanır, meslekte benim bilmediğim noktalar var. Bu nedenle o, her eğitimi alsın istiyorum. Çok iyi yerlerde okutacağım onu. Çok da iyi bir şef olacağına inanıyorum.

En sevdiğin yemek ne?

Hiç yemek ayırt etmem. Ancak bizim yöresel bir yemeğimiz var: Pasur Kebabı. Restoranımızdaki spesiyallerimizden. Kurutulmuş biberi haşlayıp, terbiye ediyoruz. Üstüne kendi yaptığımız yoğurttan koyuyoruz. En sonunda da kuzunun küşlemesinden sote yapıp, tabağı tamamlıyoruz. Onu hem yerken, hem de yaparken çok keyif alıyorum.

Şubeleşmek istiyor musunuz peki?

Şubeleşmek, ekibi bölmek demektir. Bu durumda buradan ya babam ayrılacak, ya ben. Burada ikimizden biri olmadığı zaman, restoranın aura’sı bozulur. Ancak farklı bir konseptte yeni bir yer olabilir. Steakhouse’tan tamamen farklı bir konseptte yani… Bu konu hakkında düşünüyoruz ve onun için çalışıyoruz.

Son olarak, hayallerini ne süslüyor öğrenebilir miyiz?

New York’ta tabelasız bir restoran açmak istiyorum. İki üç saat açık olan bir restoran… Ve benim istediğim misafir portföyü olacak. Öyle para kazanmak amacıyla açılmış bir yer olmayacak yani.