Ece İrtem: “Aşk Benim İçin Büyük Bir Motivasyon Kaynağı”

Daha primitif bir hayat tercih ettiği için, geçmişte yaşamayı tercih ettiğini söylese de Ece İrtem bu çağa en çok yakışan kadınlardan. Güzelliği ve oyunculuğuyla ekranlarda ışık gibi parlayan ‘Payitaht Abdülhamid’in ‘Robina’sı, “Duygularımı çok uçta yaşıyorum. Aşk da benim için öyle” diyor.

0
2509

Şan eğitimi almışsınız ama oyunculuk yapıyorsunuz… Bu kararı nasıl verdiniz?

Üniversite 3. sınıftayken eğitim süresi boyunca sinema-televizyon bölümünden arkadaşlarımla ortak havuz derslerimiz vardı. Bunlardan birkaçı rol, mimik, dans, diksiyon vb. gibi derslerdi. Arkadaşlarımın bitirme projeleri kısa filmler oluyordu, onlara yardım etmek için birçoğunda yer aldım ve hocalarıyla tanıştım. Hocalarından birisi bana kamera önündeki performansımı çok beğendiğini ve başarılı olabileceğimi, İstanbul’da bir arkadaşının ajansı olduğunu ve kayıt olmam gerektiğini söyledi. Buna ilk zamanlar çok kulak asmamıştım. Tatilde İstanbul’a geldiğim sırada tesadüfen aklıma geldi ve ajansa uğradım. Bir ay sonrasında ‘Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam’ projesine dahil oldum, bana uğur getirdi, oyunculuğu orada çok sevdim. Zaten opera-şan ile çok iç içe bir bölüm, oyunculuk dersi kendi bölümümde de alıyordum. Şarkı olmadan, oyunculuğa kafamı vermek bana daha entegre geldi, kendimi daha iyi hissettim, oyunculuğa böyle başladım.

‘Payitaht Abdülhamid’ dizisinde ‘Robina’ adlı kilit bir ismi oynuyorsunuz. Siz nasıl buluyorsunuz ‘Robina’yı?

Robina’, gerçek tarihi akışta da var olan çok güçlü bir karakter. Bütün erkek çetecilerin, Osmanlı tarafındaki sokak koruyucuların arasında aklı, zekası, stratejisi ve güzelliği ile var olan bir kadın. Yıldız Suikastını yapan üç çete başından biri. O dönemin şartlarında var olmak için sadece güzel olmak veya sadece strateji yapabilmek yetmiyor. Bunların hepsini aynı anda kullanmak gerekiyor. Bu açıdan ‘Robina’yı çok güçlü buluyorum. Zaten çektiğimiz sahnelerde de bu tarafını gösterebildiğimize inanıyorum.

Diziden önce nasıl bir çalışma yaptınız?

Diziye çok kısa bir sürede hazırlanmak durumunda kaldım, diziye dahil olmadan önce eski bölümlerini izledim. Bulabildiğim bütün kaynaklardan tarihteki karakterini araştırdım; nasıl bir kadın, neler yapmış diye baktım. Dönem ve yabancı dizilerdeki bu tip karakterleri izledim. İzlediklerimden kafamda neler açabilirim ve nasıl bir karakter oluşturabilirim diye bir haftalık süreçte bu şekilde ilerledim.

Dönem kıyafetleri içinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz? “Keşke o yıllarda yaşasaydım” dediğiniz oluyor mu?

Çok güçlü, çok güzel hissediyorum. Bir kere o dönemdeki insanlar, eminim bu zamanki insanlardan daha çok giyimlerine dikkat ediyorlarmış. Çünkü, şu an bizim giydiğimiz iki parça kıyafet o dönemde yedi parçadan oluşuyormuş. Şapkası, takısı ceketi, pardesüsü… Bu insana ayrı bir özen katıyor. Zaten kıyafetleri giyerken o karakter olmaya başlıyorsunuz, o karakter gibi hissediyorsunuz, ağırlığını veren şeylerden biri de kostüm. Bende kostümün içinde çok güçlü ve cesur hissediyorum.

Keşke o yıllarda yaşasaydım dediğim, kesinlikle oluyor (gülüyor). Bir kere teknoloji yok, kafalar rahat. Ben biraz primitif yaşamı sevdiğim için, teknolojiden ve günümüz koşullarından uzak kalmayı şimdiki zamana göre yeğlerdim. Çünkü ilişkiler daha samimi, daha spesifik amaçlar var, uğurunda savaşılan amaçlar daha kaliteli, daha düzgün şeyler için uğraşıyor insanlar. Bu dönemde biraz yozlaştığımızı ve özümüzü kaybettiğimizi hissediyorum. Bu yüzden o dönemlerde yaşamak isterdim. Zaten bu da bir paradokstur ya herkes yaşadığı dönemi eleştirip, “Bir önceki dönem daha iyiymiş” der. Bununla ilgili bir Woody Allen filmi var: ‘Midnight In Paris’ bunu çok güzel bir şekilde inceliyor. Dönemin insanları, bir önceki döneme hayranlık duyuyor. Sanırım ben de onlardan biriyim (gülüyor).

Aynı zamanda Şahan Gökbakar’ın yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendiği ‘Zengo’da rol aldınız. Projeye nasıl dahil oldunuz?

Doğru şeyleri, doğru zamanda yaptığınızda bir şekilde dikkat çekiyorsunuz. Ben de yeni bir komedi dizisinden çıkmıştım, ‘Payitaht Abdülhamid’e dahil olmuştum ama komedi dizisindeki görüntülerimden beğenmişlerdi. Görüşmeye gittik, Yasemin ile çok iyi anlaştık, çok sıcak kalpli, çok samimiydi ve hala devam eden bir dostluğumuz var. Sette çok iyi anlaştık, kafalarımız çok uydu, enerjimiz uydu ve mükemmel bir iş çıkardığımıza inanıyoruz. Şahan Bey de öyleydi… Yönetmenlik konusunda çok iyi anlaştığım bir insan oldu. Umarım izleyicinin takdiri ile de çok iyi bir beğeni alacağımızı düşünüyorum.

Biraz da ‘Zengo’daki karakterinizden bahsedebilir misiniz?

Film çıkmadığı için çok fazla bahsetmek istemiyorum, bir sır olarak benim karakterimi saklıyoruz (gülüyor). Ama çok keyifli bir karaktere can verdim. Bir kere şu açıdan çok önemli bir işti bu, tamamen doğaçlama oynadım. Karakterle ilgili A’dan Z’ye yapım tarafında da fikir alışverişinde bulunduk. Sağ olsunlar benim fikirlerimi de önemsediler. Zaten bunun rahatlığıyla bu kadar keyif aldım. Çok benimsediğim, keyif aldığım, sevdiğim bir karakter oldu ve eminim bu da izleyicilere yansıyacak.

İzleyicileri nasıl bir film bekliyor?

İzleyicileri komik, sürükleyici bir film bekliyor. Dolu doneler var içinde, insanların diline pelesenk olacak laflar, replikler var, uzun süre kullanılacağını düşünüyorum. Çok samimi bir film. Biz çok eğlendik, umarım siz de izlerken çok eğlenirsiniz.

Sizce başarılı bir oyuncu olmak için güzel olmak şart mı?

Başarılı bir oyuncu olmanın sırrı, başarılı bir insan olmaktan geçiyor. İyi insan olmaya çabalamaktan, iyi gözlem yapmaktan, hayatı iyi analiz etmekten, dengeleri iyi kurup, kendini geliştirmekten ve sürekli bilgiye aç olmaktan geçiyor. En azından benim bakış açım bu, ben bunların ölçütünde başarılı veya başarısız olduğumu düşünüyorum. Oyunculuk, ucu bucağı olmayan bir serüven. Ben, ucu bucağı olmayacak alanlarda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Spor da yapıyorum, film de izliyorum, müzik de yapıyorum, nefes aldığım her an oyunculuğuma ne katarım diye kafa yoruyorum. Günlerimi boş geçirmiyorum. Başarılı olmak göreceli bir kavram ama benim düşüncemde olması gerekenler bunlar.

Aşk sizin için ne ifade ediyor?

Aşk benim için büyük bir motivasyon kaynağı (gülüyor). Yaradılışımda bu duyguların bana fazlaca verildiğini düşünüyorum. Çünkü insanları, doğayı, hayvanları çok seviyorum, her şeye büyük bir aşk duyuyorum. Duygularımı çok uçta yaşıyorum. Yani bir şeyden keyif alıyorsam en uç noktasında keyif almak istiyorum. Aşk da benim için böyle. Ben aşkı tek düze yaşamıyorum, ilişkideki o değerler bende farklı. Her gün görüşmek, her gün konuşmak değil de yaşamın akışında devam ettirmek, o heyecanlı noktaları birbirine anlatmak ya da birlikte geçirdiğin vakti uç noktalarda, keyif alarak zaman geçirmek istiyorum. Yaptığın şeyleri, ortak zevkleri birlikte paylaşarak, çoğaltmak… İnsanların günümüzde yaşadığı gibi kıskançlık, “Onu yapma, bunu yapma” demek, benim aşk mantığıma pek uymuyor. Biraz kuralları yıkan bir aşk algım var (gülüyor).

Spor yapmaya vaktiniz oluyor mu?

Geçmişimde koşucuydum, yüzdüm, masa tenisi oynadım bunların hepsini profesyonel ve lisanslı yaptım. Bundan dolayı, salon sporu yapmayı sevmiyorum. Fitness bana göre değil, aletlerle aram çok kötü… Bu yüzden doğada yapabileceğim sporlar ilgimi çekiyor. Fırsat buldukça Belgrad, Beykoz Korusu, İstanbul dışına, Sakarya’ya kaçıyorum. Doğal yerlere, insanların daha az gittiği, daha az bilinen yerlere gitmeyi tercih ediyorum. Spordan anladığım bu. Yani aşk, spor ve belli anlayışlarım biraz farklı (gülüyor).

Makyajla aranız nasıl?

Makyajla aram iyi, okulda da bunun eğitimini aldım, teknik olarak biliyorum. Biraz da ilgim vardı, kadın olmak bunu gerektiriyor sanırım. Makyajınızı kendiniz yaparsanız, bir adım daha öne çıkar gibi geliyor. Sette de çoğu zaman makyajı kendim yaparım. Çünkü yüzüme daha hakimim, saçımı keza kendim yapmaya çalışırım. Bunların artı olduğunu düşünüyorum. Kendi bedenime daha hakim olmanın, daha iyi olduğunu düşünüyorum. Onun için makyajla da kostümle de saçla da aram iyi. Yapabildiğim her şeyi kendim yapmayı severim.

Stilinizi oluştururken nelere dikkat edersiniz?

Rahatlığıma… Rahat değilsem, asla tarz değilimdir (gülüyor). Birinci özelliğim rahat olmak, ikinci özelliğim de şık olmak ve yine kendi perspektifim de dikkat çekmek ama biraz keyif düşkünüyüm. Kendime güzel gelen her şekilde dışarı çıkarım. İnsanların ne düşündüğünü, beğenip beğenmediğini pek düşünmem. Benim için tamam ise stilim budur (gülüyor).

Cildiniz için özel bir bakım yapıyor musunuz?

Evet, maalesef setteki ağır makyajlardan cildim etkilendiği için günlük hayatımda çok fazla makyaj yapmıyorum. Fondöten, kapatıcı tarzı ürünler kullanmıyorum. Ama yine de cilt doluyor ve ayda bir mutlaka cilt bakımlarımı yaptırıyorum. Onun dışında kullandığım özel bir ürün yok, sadece kahve peelingim var. Türk kahvesini çok tüketen bir insanım, ekstra kahve de almıyorum, içtiğim kahvenin telvesini yüzüme sürüyorum. Bana inanılmaz iyi geliyor, tavsiye ediyorum (gülüyor).

Son olarak gelecek projelerinizden bahseder misiniz?

Biraz değişik şeyler yapmak istiyoruz. Yurtdışındaki bağlantılarımız ile çalışmalar yapıyoruz. Birkaç sürpriz proje var, son oynadığım dizi bunları biraz körükledi, yeni kanallar açtı bana. Bunlar ile ilgili güzel, heyecanlı bir sürecimiz var. Onun dışında Türkiye’deki projeleri de değerlendiriyoruz.

  • Fotoğraf: Tunca Sarışen
  • Styling: Irmak Özdener
  • Makyaj&Saç: Mesut Özuzun
  • Video: Ozan Can Malkoç
  • Fotoğraf Asist: Dilara Özeren
  • Styling Asist: Rümeysa Albayrak
  • Makyaj&Saç Asist: Kardelen Karaytu, Burak Mert Aydın, Fatma Ayaz