Ayfer Tokatlı: “Aşk, Bahara Uyanılan İlk Sabah Hissi”

0
1362

“Tiyatrocu olacağım” cümlesiyle başladı yolculuğu. Sonra ailesinin çizdiği yoldan gitti: Tarih Öğretmenliği okudu. Ancak hikaye böyle bitmedi. Üniversiteye başladığı yıl yaptığı ilk şey, tiyatro kulübüne kaydolmak oldu. Hayat verdiği karakterlerle herkesin beğenisini kazanan Ayfer Tokatlı ile mükemmel bir çekim gerçekleştirdik. Hayattan, oyunculuktan, şubat ayının da verdiği yetkiye dayanarak aşktan bahsettik.

Üniversitede ne okudunuz?

Marmara Üniversitesi’nde Tarih Öğretmenliği okudum. Kadir Has Üniversitesi’nde Film ve Drama-Oyunculuk bölümünde yüksek lisans yaptım.

Peki oyunculuk?

“Oyunculuk küçük yaşlardan beri hayalimdi” diyorum ama şimdi düşünüyorum da aslında bir hayal değildi. Hayale dönüştü. Resme uzaktan baktığımda durum şöyle: Küçükken herkesin olmak istediği bir şey vardı. Öğretmen, avukat, uzay mühendisi… Benimse bir şey olmayı hayal ettiğim yoktu, isteğim yoktu, bir şeyi çok iyi yaptığım da yoktu. Yapabildiğim tek şey aile toplantılarında, bayramlarda seyranlarda tanıdıklarımızın taklidini yapıp, akrabaları güldürmekti. Bizim ailede bunun mesleki olarak karşılığı da tiyatrocu olmak. Baktım hem eğleniyorum, hem de eğlendiriyorum. Âlâ bir iş… 9-10 yaşlarında, tiyatroya gitmeyen bir Ayfer olarak “Tiyatrocu olacağım” cümlesiyle başladı yolculuğum.

Ama Tarih Öğretmenliği okudunuz…

Evet çünkü biliyorsunuz ki oyunculuk, geleneksel ailelerde çok hoş karşılanmaz. Eğer ailenizi seviyorsanız, onları üzmemek adına onların çizdiği yoldan da gidebiliyorsunuz. Ben de onların çizdiği yolda öğretmenlik okudum. Ama içimde bir yerlerde hep oyunculuk durdu. Bilmediğim bir yolculuğa çıkacak cesaretim yoktu. Bir yandan o yolu çok da merak ediyordum. Üniversiteye başladığım yıl yaptığım ilk şey, tiyatro kulübüne kaydolmak oldu. Böylece küçükken dilime düşen meslek, kalbime düşmüş oldu. Yolda yürümeye başlayınca merak ettim, daha da merak ettim. Artık sonunu görmesem de yürümek için cesaretim vardı.

Ne güzel… Peki bu yolda neler yaptınız bu zamana kadar?

Kendimi bilinçle seçtiğim meslek adına geliştirmeye çalıştım. Tarih Öğretmenliği okurken tiyatro kulübünde bir yandan prova yapıp, oyun çıkarıyorduk. O zaman tiyatro kulübünün başında Mustafa Barış Taşkın vardı. Kendisi de farklı bir bölümden gelmiş ve kendini oyunculuğa adamıştı. Başımızda böyle bir örnek vardı ve gerçekten gecesini gündüzünü bize veriyordu. Bilmiyorum ama O, oyunculuğu çok ciddiye aldığı için de ben bu kadar ciddiye almış olabilirim. Sanki tiyatro okuyorum da tarih kulübüne katılmışım gibi geçti üniversite hayatım… Sonra Kadir Has’ın oyunculuk bölümü sınavına girdim ve kazandım. Orada bambaşka bir sürecim başladı. Kafam açıldı, çok açıldı. Sadece oyunculuğa dair değil hayata dair de öyle.. Yüksek lisans yaparken TV sürecim başladı. Sonra sınıf arkadaşımla bir tiyatro kurup, oyun yaptık. O bambaşka bir tecrübeydi. Derken kukla merakım başladı, onu öğrendim. Ve kukla tiyatrosunda yer aldım. Yetişkin oyunları, kukla oyunları, çocuk oyunları derken arada TV projelerim oldu. Bir yandan çeşitli workshop’lara katılarak yolumda daha güncel, daha zinde yürümek istedim. Ama tüm bunları yaparken ve yaşarken bocaladım, sendeledim, düştüm, kalktım, dik durmaya çalıştım, dik durdum. Ve bu birbirini tekrar etmeyen her serüvende kendini tekrar etti.

Sosyal medyada bir videonuza denk geldim. Sesiniz oldukça güzel. Müziğe de el atmayı düşünür müsünüz?

Teşekkür ederim (gülüyor) Müzik iyi bildiğim, hakim olduğum bir alan değil. Ama dans etme, şarkı söyleme, enstrüman çalma becerileri bir oyuncuda bulunduğunda oynayabileceği karakter skalası çok daha geniş oluyor. Daha önce şarkı söylediğim ve dans ettiğim oyunlarım oldu. Çok keyif aldım. Şarkı söylemeyi çok seviyorum. Ama bir karakterin içindeyken nasıl söylediğimi umursamadığım ve kendi sesimi dinlemediğim için seviyorum sanırım. Kendim için yalnızca müzikle ilgilendiğim ve bu alanda hayalini kurduğum bir kariyerim yok.

Genelde komedi tarzında izliyoruz sizi… Gerçek hayatta da komik biri misiniz? Siz nasıl anlatırsınız kendinizi?

Evet, tutan bir dizide çıkardığınız karakter, sektörde bazen yapabileceğiniz tek ve en iyi şey oymuş gibi yapışabiliyor üzerinize. Komik miyim? Bilmem, komiğim herhalde. Yakın çevrem böyle tanımlayabilir beni. Ama bence eskiden daha komiktim, hatta çok komiktim. Yaş aldıkça merak ettiğim şeyleri tecrübe etmeye başladım. Tecrübe ettiğim şeyler sonunda ‘aman bu muymuş’ yargıları oluşturduğumdan beri daha farklı bir enerjideyim. Komik olduğumu düşündüğüm zamanlarda sazı elime almaya bayılırdım. Her yerde ve her koşulda bitmek bilmeyen bir enerjiyle konuşur, güldürürdüm. Şimdi hayatla ve kişilerle alışveriş halindeyim. Yeri geldiğinde alıyorum sazı elime. Artık dinleyici olup, sessiz kalan bir Ayfer’le de tanışığım. Çevremde çok insan var ama artık eminim ki hepsinin beni tanımlayacağı ortak şey ‘komik olmam’ değil. Ben kendimi “Böyle biriyim, şöyle biriyim” diye sırasıyla anlatamam sanırım. Cümlelerim bir yerden sonra kendimi ifade etmek için zorlanıyor bence. Eksik kalıyor, detaylarda takılı kalıyor. En sonunda bir yerlere bağlanmak için çıkışı buluyor ama sonunda yine eksik. Sanırım buna razı olamıyorum.

Kendinize dair en sevmediğiniz özelliğiniz nedir?

Karamsar olmaya çok meyilliyim. Kendimde en sevmediğim özelliğim bu olabilir. Aynı zamanda çok pozitif bir insanım ama karanlık tarafım da çok güçlü. Can sıkıcı olan şey o karamsar tarafa çok kolay geçiyor olmam. Küçük şeylerle mutlu olmak harika ama küçük şeylerden yıkılıyor olmak biraz yaşamı zorlaştırıyor. Sanırım hayatımı kolaylaştıracak anahtar kelimelerim; denge ve mesafe olmalı.

Peki aşk? Sizde uyandırdığı his nedir?

O kadar fazla ki… Nereden tutacağını şaşırıyor insan. Biliyorsunuz aşk, yalnızca ilgi duyduğunuz cinse olan duygu yoğunluğuyla sınırlandırılamayacak kadar kapsamlı. Mesleğe duyulan aşk, babaya duyulan aşk, yâre duyulan aşk, ilahi aşk…

Sevgiliye duyulan aşk üzerinden konuşalım o zaman…

Müthiş bir beğenilme ve kabul görme arzusu uyandırıyor bende. Aşk bana ilk geldiğinde heyecanım, aklımı kullanmamı zorlaştıracak dozda yüksek oluyor. Ama bu zaman aşımına uğrayıp, aklı devreye sokacak dengeye geliyor çok şükür. Sonra bir iyilik hissi oluyor bende. Herkese ve her şeye iyilik yapma hissi. Yere düşürdüğüm çöpü, bu tembel bünyeye rağmen on adım geri atıp, yerden alabilecek kadar iyi, temiz ve etik olabiliyorum. Bahara uyanılan ilk sabah hissini bilir misiniz? Mutlu, umutlu, coşkun ve neşelidir. Hah işte! Aşkın bende uyandırdığı his tam olarak bu.

Spor yapar mısınız? Biraz da beslenme rutininizden bahsedelim…

Spor yapmak benim için oldukça zor. 30 yaşındayım ve bu yaşıma kadar hayatımda hiç alışkanlık olarak var olmadı. Sanırım genetik olarak da çok şanssız sayılmam. Ama sporu yalnızca vücut güzelliğiyle bağdaştırmam doğru değil tabii. Bugüne kadar beslenmeme de hiç dikkat etmedim, aşırı düzensizim hatta. Ama son birkaç haftadır net bir şekilde sağlığıma dikkat etme kararı aldım. Düzenli ve sağlıklı beslenmek istiyorum ve sporu bir alışkanlık haline getirmeye çalışıyorum. Yaş aldıkça bunun ne kadar gerekli olduğunu fark ettim. Neyse geç olsun, güç olmasın diyelim.

Kız arkadaşlarınızla neler yaparsınız?

Çok fazla kız arkadaşım var. Ve hepsiyle zaman geçirme biçimim o kadar farklı ki… Kız erkek fark etmeden cevap vermeliyim sanırım. Çünkü böyle bir ayrımım yok. Eskiden çok fazla dışarıda buluşup, zaman geçirirdim arkadaşlarımla. Birlikte yemek yer, alışveriş yapar, dans eder, sürekli mekan değiştirirdik. Şimdi daha çok ev buluşmaları yapıyoruz. Biraz kalabalık da seviyorum sanırım. Toplu buluşmalar hep daha çok hoşuma gidiyor bu yüzden. ‘Her Yerde Sen’ dizisindeki arkadaşlarımız ile birbirimizi çok sevdik mesela. “Hadi” dediğimizde birimizin evinde toplanıp, saatlerce yemek yiyoruz, müzik dinliyoruz, sohbet, kahkaha… Kapanışı biraz zor yapıyoruz (gülüyor). Çocukluk arkadaşlarımla toplantılarımız genelde kek, börek… Geçmişi anmak ve hatırlayıp sürekli gülme şeklinde geçiyor. Bazen “Hadi buluşup oyun izleyelim, sinemaya gidelim” dediğim arkadaşlarım da var…

Özgüveniniz yüksek mi? Hiç özgüveninizi kaybettiğiniz oluyor mu?

Özgüvenim bence kararında. Karamsar tarafa kolay geçmeye meyilli olan insanların elbette özgüvenini kaybettiği zamanlar olur. Ben de zaman zaman kaybediyorum. Oyunculukta düzenli çalışmak pek mümkün olmuyor. Bunun için yetenek kadar, doğru yerde, doğru zamanda olmak ve tabii şanslı olmak da gerekli. Hayatını oyunculuğa adamış, bunu aşkla yapan ve kariyerinde istediği noktaya henüz gelmemiş insanlar için mutluluk ve mutsuzluk mesleki iş yapma durumuna bağlı oluyor. Ama bu o kadar da kolay değil. O kadar çok dinamik var ki… Çoğu zaman bekleyebiliyorsun. Ben beklemeyi sevmeyen biriyim. Sanırım meslekte en çok zorlandığım şey de bu. Bir arkadaşımla buluşmak için on dakika beklemekte bile zorlanırken, bir iş için aylarca belki yıllarca beklemek çok zor oluyor. Belki böyle zamanlarda özgüvenimi kaybettiğim oluyor. Boşluğun beni içine çekip özgüvenimi kaybetmemek için, ne olursa olsun zamanı üretmek üzerine kullanmayı tercih ediyorum ben de.

Sakin biri misiniz yoksa fevri mi? Sizi en çok ne sinirlendirir?

Dönem dönem değişiyor. Bazen çok sakin oluyorum; her şeye çok fazla tahammül gösteriyorum. Sanırım böyle dönemlerde çok biriktiriyorum, sonra bir gün bir şey patlak veriyor. Bu çok küçük bir şey de olabilir. Bu kadar tahammülün ve özverinin karşılığını alamadığımı görüyorum. Sanırım insan ne olursa olsun bir şekilde karşılık bekliyor insanlardan ve hayattan. Sonra fevrileştiğim bir döneme giriyorum… Herkese hak verip, empati yapan Ayfer de bir kez olsun haklı olma serzenişinde bulunuyor belki de. Bu dönemler bir iki hafta sürmüyor tabii çok daha uzun oluyor. Bunlar bu döneme kadar kendimle ilgili takip ettiğim şeyler. Bundan sonra nasıl bir dengede gideceğimi bilmiyorum. Zaman ve tecrübe her şeyi daha dinginleştiriyor benim gördüğüm.

Son olarak yakında bir proje var mı?

Yakında onayladığımız bir proje yok ama görüşmelerimiz oluyor. Bakalım (gülüyor).